van depremi
 
 
 
 
 

van dEPREMİ
     23 Ekim 2011, güneşli bir Pazar günüydü. Sabah erken saatlerde iki kızımı mental matematik kursuna bırakıp, kurs saatinin bitimini beklemek üzere eve gelmiştim. Altı katlı binamızın en üst katında yer minderinin üzerine uzanmış dinleniyordum. Aniden titrediğimi ve eşime “ Ne yapıyorsun?” dediğimi hatırlıyorum. Titrememin şiddeti sanki bina ile bütünleşmişti. Bulunduğumuz binanın şiddetlice sallanmaya başladığını, eşimin ayakta durmakta güçlük çekerek bana doğru yürümeye çabalamasını ve benim ona gitmeye çalışmama rağmen gidemeyişimi sanırım ömrümün sonuna kadar unutamayacağım. Şahadet getirişimizi, hayat buraya kadarmış düşüncesini ve insanoğlunun çaresizliğini hiç bir zaman unutamayacağım. Tam 27 saniyelik, bir dakika bile sürmeyen bu korkuyu, endişe ve paniği, çaresizliği sanki saatler sürmüş ve hiç durmayacakmış gibi hissetmiş olmayı unutmak zor olsa gerek! 
     Deprem durmuştu. Birden eşim korkunç bir çığlık attı! “Çocuklar! İsmet, çocuklar!” diye ağlayarak bağırması hatırladıkça kulaklarımda çınlıyor. Evden çıkar çıkmaz asansöre yönelmişim, ancak merdivenden altı kat aşağıya ilk kez nasıl bu kadar çabuk indiğimize sonraları hayret ettim. Deprem sona ermişti. Çocuklarımızı bir an evvel görmek için o keşmekeş trafikte eşimin yolu kapatmak için arabaların önüne atılışını, kendi arabamızla kursa bir an evvel gitmek için yaptıklarımızı hatırladıkça, ”Allah’ım kimseye evlat acısı vermesin” diye dua ediyorum.
      Kursa vardık. Tam bir keşmekeş! Yaşları 5-12 arasında en az 40-50 öğrenci kursun bahçesinde toplanmıştı. Ağlaşan minikler, panik, korku, dehşet dolu dakikalar... Aynı kursta o dönemki Van Bölge Başkanımız Sn. Kemalettin Bayat’ın küçük kızı da bulunuyordu. Çocukları aceleyle arabaya bindirirken, büyük bir gürültüyle, şiddetli bir deprem daha yaşadık. Yakında bir okul vardı, biz de hemen çocukları yürüyerek o okulun bahçesine götürdük. O an “kıyamet kopuyor” dediğimi hatırlıyorum.
      Bölge Başkanımızın akrabaları yaklaşık iki saat sonra Van’a gelerek, bir kısım personelimizin çocuk ve eşlerini misafir etmek ve güvenli bir yerde olmalarını sağlamak için Iğdır’a götürdüler. Bizler, derhal toplanarak Erciş’e gitmek üzere yola koyulduk.
      Gece karanlığı sert soğukla birlikte Erciş’i kaplamıştı. Elektrik kesintilerinin etkisi ve yıkılan binaların görüntüsü tam bir cehennemi andırıyordu. Dört personelimizin enkaz altında bulunduğunu tespit ettik! Erciş Şubesinde görev yapan üç arkadaş ve Bankamızın Müfettişlerinden Nuriye Hanım… Henüz kurtarma ekipleri ilçeye intikal etmediklerinden başlangıçta sadece insanların çoğunlukta olduğu yerlerde kurtarma çalışması yapılmaktaydı. Erciş Şubesindeki arkadaşların bulunduğu enkaz üzerinde kurtarma ekipleri çalışıyor, bizleri yaklaştırmıyorlardı. Biz de derhal yıkılan otelde bulunan Müfettiş Nuriye Ölecek Hanımın bulunduğu enkazın etrafını çevreledik. Müfettiş Hanımı kurtarma işi bize düşüyordu.
      Nuriye Hanım Ziraat Bankası personellerinin fedakarane ve üstün gayretleriyle dört-beş saatlik bir çalışmanın ardından enkazdan çıkarıldı. Kendisini enkazdan çıkartır çıkartmaz arabamızla en yakın hastaneye doğru yol aldık. Yolda sohbet ederken, Nuriye Hanımın enkaz altındayken “Allah’ım, ben burada yabancıyım, beni burada aramaya kimse gelmez diye düşünürken birden bir ışık gördüm, kurtulacağım ümidi doğdu” diye düşüncelerini anlatışı araçta bulunan Bölge Başkanımızı, Müfettişimiz Ümit Urfalıoğlu’nu ve beni oldukça duygulandırmıştı.
      Nuriye Hanımı Adilcevaz’da ambulansa bindirir bindirmez, tekrar Erciş’ e yol aldık. Diğer üç arkadaşımızın durumunu merak ediyorduk. Endişeli bekleyişimiz gecenin karanlığında kullandığım araçta daha da artmıştı. Çünkü bize gelen telefonlar içerisinde halen arkadaşlarımızın ismi zikredilmiyordu.
      Erciş’ e vardığımızda artçı depremler devam ediyordu. Hatta Bölge Başkanımız Kemalettin Bey ve benim gözümün önünde hasarlı bir binanın çatlak kısmının yolda bekleyen bir araç üzerine yıkılışına şahit olduk. Kötü haber ertesi gün geldi. Üç arkadaşımız enkaz altından çıkartılamamışlardı. Cesetleri morga alındığında dünyamız yıkılmıştı, söyleyecek sözümüz kalmamıştı. Acımız büyüktü! Tam üç arkadaşımız Hakkın rahmetine kavuşmuştu! Şehitlerimizin yerde yatışı, baba, kardeş, arkadaş, akrabalarının hüznü, ağlayış ve feryatları yaşadığımız depremin etkilerini ezip geçmişti! O anları yaşarken içimizde bir büyük deprem daha yaşadık! Allah mekanlarını cennet etsin, hepimize sabırlar ihsan etsin!
      Depremler devam ediyordu! İnsanlar şoktaydı. Personellerimiz açıkta kalmıştı! Bölge Başkanımız ve ekibi güçlü olmak zorundaydı. Zira bizi bekleyen ve hayatımızda ilk kez karşılaştığımız sorunlar dağ gibi birden bire önümüze yığılmıştı. Soğuk acımasızdı. Gıda, giyecek, barınma sorunları derhal giderilmeliydi. Depremin ertesi günü Erzurum Bölge Başkanlığı, arkasından Diyarbakır Bölge Başkanlığı birer kamyon dolusu çadır, su, gıda, soba gibi erzaklar göndermişti. Acil ihtiyaçlarımızı gidermek üzere bizlere kucak açan Ziraat Bankalı dostlarımızın, meslektaşlarımızın bu vefalı davranışı, Van’ da bulunan bütün personel arkadaşlarımızı duygulandırmıştı. Depremin hemen iki üç gün sonrasında Genel Müdürlüğümüzce çadırların kurulması bizleri bir nebze olsun rahatlatmıştı.
      Ancak aylardan Ekim’di ve Van’da tarihin en soğuk kışlarından biri yaşanıyordu. Soğuk kış gününün tüm sertliği sorunları artırmıştı. Hiç unutmuyorum, bir anne ve üç çocuğunun Bölge Başkanımızın ayaklarına kapanarak; “üç gündür okulun bahçesinde kalıyorum, Çocuklarım soğuktan donacak, yalvarırım çadırlarınızda bize de bir yer verin” deyişini. Zor bir karar verildi, personel arkadaşlarımız bir çadırı boşaltarak diğer çadırlara dağıldılar ve o aileyi çadırların birine yerleştirdik.
       Kurban Bayramı gelmişti. Herkes ailelerini gönderdiği yerlere gitmiş, Van’da tekrar bir canlılık başlamıştı. Van halkının çoğunluğu bayram dönüşü çadırları terk ederek, evlerine geçmek üzere hazırlıklar yapmaktaydı. Ben de deprem günü Mersin’e gönderdiğim ailemin yanında idim. Hatta, kayınpederlerimin komşusu olan Prf.Dr. Ahmet Işıkara ile görüşme fırsatı bulmuş, ailemi tekrar Van’a götürebilir miyim diye sorup, depremin devamı hakkında kısa bir sohbet etmiştik. Bu sohbetin getirdiği rahatlamayı eşimle paylaşarak, onu da benimle Van’a geri dönmem konusunda ikna etmiştim.
       Bayramın son günü idi. Van’a, evimize dönüş için hazırlıklarımızı yapmıştık. Gece saat 21:00 sularında bayram ziyaretinde, arkadaşlarımıza ertesi günü Van’ a döneceğimizi anlatıyorduk. Saatler ilerlerken telefonumun çalışı, “televizyonu aç, Van yıkıldı.” diyen bir dost sesi… Ve televizyonu açtığımızda gördüğümüz, hemen şubemizin yanında bulunan otelin enkazı, karanlık, toz, duman, panik, korku... Bir bayram günü vuran, 5.6’lık ikinci büyük deprem!
        5.6 ile Van’a dönüş ümitlerimiz de yıkılmıştı. Eşim televizyon görüntülerini izlerken ağlamaya başladı. Ben onu teskin etmeye çalışıyordum. Allah’ım ne yapacaktım! Ya sabır demekten başka bir çarem yoktu. Derhal ertesi günü Van’ a uçak biletimi alarak tek başıma dönüş yaptım. Van’a geldiğimde gördüm ki, bu kez de Van merkezde sorunlar vardı. Keşmekeş, kaos bu kez de yaşadığımız yeri sarmıştı. Van’ın meşhur Cumhuriyet Caddesi hayalet cadde olmuş, arabayla giderken dahi ürpertili hal almıştı. Soğuk da bir yandan tüm şiddetini arttırmıştı. Dramları hep filmlerde izler ve romanlarda okurdum. Bu kez gerçek bir dramın içerisinde buldum kendimi ve bugün 5.6’ nın üzerinden tam bir yıl geçmiş, halen ailemden ayrı yaşama tutunmaya çalışıyorum.
        Zaman içerisinde, konteynırlarımız kuruldu. Çadırdan sonra adeta, beş yıldızlı otel odası gibi gelmişti. Zaman geçiyordu. Van’da bulunan şubelerimiz ve bölgemiz sağlam gözüken İpekyolu Şubemizde birleşerek hizmet vermeye devam etmişti. Ailemizden çocuklarımızdan uzak kalmıştık. Onlar da depremi acı bir şekilde yaşamıştı. Bizler depremin ilk günü onları Van’dan, evimizden göndermiş, tam on beş gün sonra sadece bir kez görebilmiş, tekrar işimizin başına dönmüştük. Süreç devam ediyordu, Ziraat Bankası olarak biz büyük bir kurumduk. Bizleri bekleyen, elimizde olmadan ortaya çıkan onlarca sorunla mücadele ediyorduk. O dönemde ailelerimizden çok işimizi, arkadaşlarımızı düşünmek zorundaydık.
        Bugüne kadar geçen süreçte yaşadığımız her gün ayrı bir makale konusu olmaya namzettir. Bu sayfalara yaşadığımız sıkıntıları sığdırmak elbette mümkün değil. Allah bu acıyı kimseye yaşatmasın. Tek dileğim bir an evvel ailemle birlikte yaşamak, onlarla aynı havayı teneffüs etmek, her gün onlara sarılmak, çocuklarımı her ziyarette “baba kaç gün sonra geleceksin” diyerek, telefon görüşmelerinde gün saymalarını duymamak ve bir daha böyle acılar yaşamamak! Aileme ikinci hayatı bahşeden Allah’ım, mutlak surette, bir gün bu dileğimi gerçekleştirecektir. 
                                                                                                                                                                                    İsmet Öztürk
 
Son dakika haberleri...
 
Facebook beğen
 
Reklam
 
Herkese lazım...
 


Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi
 
Site içi arama için kelime girin...
 


DUYURU PANOSU

---SELAM !---
Mali tahlilciler,

İstihbaratçılar,
sizler ve önerilereniz bizim için değerli...

MATİS

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=